8 Mart Etkinliğimiz (videolu)

Bugün yüzü aşkın üyemizin katılımıyla Güngören Belediyesi Sosyal Tesislerinde çok güzel bir 8 Mart etkinliği gerçekleştirdik. Etkinliğe sahip çıkan üye ve gönüllülerimize ve etkinliğimize şeref veren konuşmacımız Prof. Dr. Ayşe Buğra hocamıza ve maddi desteği ile tüm bunları mümkün kılan Friedrich-Ebert-Stiftung derneğine çok teşekkür ederiz.

Programımız başkanımız Asalettin Arslanoğlu’nun kısa bir açılış konuşması ile başladı.


Ardından sendikamız gönüllülerinden iki arkadaşımız 8 Mart’ın kökeni ve bugünkü anlamına dair fotoğraflarla da desteklenen kısa bir sunum yaptı.

Arkadaşlarımız kadınlar gününün 1800’lerin sonlarından itibaren gelişen iki hareketin kesişimi ile ortaya çıktığını anlattılar. Bunlardan birincisi ABD ve Avrupa’da çok kötü koşullarda çalışan ve sömürülen işçi kadınların sendikal mücadelesiydi. O dönemde erkeklerin güdümünde olan işçi hareketi, başta kadınlara sıcak yaklaşmamıştı. Kadınlar tüm zorluklara rağmen haklarını aradı ve sendikal mücadeleye katıldı, hatta bazı kadınlar kendi sendikalarını kurdu. Diğer hareketse aynı dönemde yükselen, kadınların oy hakkı mücadelesiydi.


Örneğin 1909’da New York’ta Uluslararası Kadın Konfeksiyon İşçileri Sendikası 20 bini aşkın kişinin katıldığı dev bir grev gerçekleştirdi. Polisin sürekli saldırıları altındaki grevciler pes etmedi ve 3.5 ayın sonunda kısmı de olsa bir kazanım elde etti.

İşte aynı yıl kadınlar ilk kez ABD’de bir kadınlar günü ilan ettiler ve kutladılar. Nasıl ki 1 Mayıs 1886’da Emeğin Şövalyeleri örgütü tarafından ilk kez Amerika’da bir mücadele günü olarak kutlanmaya başlamış, Avrupalılar 1890’dan itibaren 1 Mayıs’ı kutlamaya başlamışsa, 8 Mart için de böyle oldu. 1909’da ABD’deki ilk kutlamanın ardından 1910’da 17 ülkeden gelen 100 kadın delege ile toplanan İkinci Uluslararası Kadın Konferansı 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması kararı aldı ve 8 Mart hızlı bir şekilde küresel bir mücadele günü olarak kutlanmaya başladı.

8 Mart4

Arkadaşlarımız sözlerini şöyle bitirdiler: İnsanca onurlu bir yaşam, özgür ve güzel bir gelecek, kadınların mücadelesi ile gelecek!

Bu sunumun ardından Ayşe Buğra hocamız söz aldı.

Ayşe hoca sözlerine tüm dünyada son otuz yılda gerçekleşen büyük bir toplumsal değişimden bahsederek başladı. Bu değişim kadınların çalışma hayatına katılımının yükselmesiydi. Ancak ülkemizde kadınların çalışma hayatına katılımı bu genel yükseliş trendinden çok uzak kalmış, hatta bir dönem azalmıştı bile. 1970lerin sonunda Akdeniz’deki pek çok ülkedeki kadınların çalışma oranı ile ülkemizdeki oran birbirine çok yakınken, fark giderek ve giderek açılmıştı.


Bu durumun ilk bakışta göze çarpan sebebi köydeyken tarımda çalışan kadınların kentlere göçün ardından kentte iş hayatına katılmamaları idi. Peki, kadınlar niye kentlerde iş hayatına girmiyordu? Ayşe hoca bu durumu anlamak için ülke çapında yaptıkları bir araştırmada kadınlardan hep üç konuyu duyduklarını aktardı: Vardiyalar, kreş ve taciz. Kadınlar bu üç sebebi çalışma hayatına girememelerinin gerekçesi olarak vurguluyorlardı.

Yani ülkemizdeki uzun çalışma saatleri, çalışma koşullarının çoğu zaman insani koşullardan uzak olması, kadınların çalışma hayatına katılımını destekleyici politikaların, örneğin kreş kurumunun yokluğu kadınların katılımını düşüren temel faktörler. Muhafazakarlık sebebiyle toplumun geniş kesimlerinde kadın ve erkeklerin birlikte sosyalleşememesi işyerinin bu açıdan sürekli gerilim, sorun ve kadınlar için mağduriyet yaratan bir zemin oluşturmasına sebebiyet veriyor. Ülkemizde işsizliğin yüksek olması ve ucuz işgücü olarak çalışmaya razı geniş bir erkek nüfusun varlığı da kadınların çalışma hayatına katılımı önündeki bir diğer yapısal engele işaret ediyor.

8 Mart7

Ayşe hoca bazı kadınların çalışmayı seçmemelerinin gayet anlaşılır bir durum sayılması gerektiğini belirtti. Ancak günümüzde bu seçimin çoğu durumda aslında bir seçim niteliği taşımadığını, çoğu kadının çalışma hayatına girmeyi seçme hakkından ve imkanından fiilen yoksun olduğunu vurguladı. Yani günümüzde çoğu kadın için ücretli bir işte çalışmak neredeyse imkansız olduğu için, çalışmamak bir seçim değil bir zorunluluk niteliğine bürünüyor.

Ayşe hoca tüm bu olumsuz vaziyetin ülkenin ekonomik gelişmişliğinin geriliği ya da toplumun muhafazakar değerleri ile açıklanamayacağını, bunların asla mazeret sayılamayacağını, siyasetin bu alanda belirleyici olduğunun altını çizdi. Bu noktada örneğin kadınlar için kendi mahallelerinde ücretsiz hizmet veren kamu kreşlerinin açılmasının çok ciddi bir fark yaratacağını belirtti.

Konuşmasının sonrasında gelen sorulara yanıtlar vermesinin ardından Ayşe hoca bizi kırmayıp sendikal eğitimlerimizin birinci kurundan en yüksek puanla mezun olan Şafak, Adem ve Mecnun arkadaşlarımıza diplomalarını kendi elleriyle verdi.

8 Mart8

Etkinliğimizin birinci bölümünü bu şekilde bitirdik ve kısa bir aranın ardından ikinci bölüme geçtik.

Bu bölüme başkanımız Asalettin Arslanoğlu’ndan sendikanın kuruluşundan bugüne yedi aylık gelişimini ve bugünkü durumuna dair bir açılış konuşması ile başladık. Ardından evvela hemen her işyerinden en az bir arkadaşımız kendi işyerlerinde sendikal örgütlenmenin durumunu ve elde ettiğimiz kazanımları anlattı. Daha sonra yine üye arkadaşlarımız sendikayı nasıl daha iyi taşıyabiliriz konusu üzerine söz alarak fikir ve önerilerini paylaştılar. Sendika üyeleri olarak biraz daha aktifleşmemiz gerektiği, sadece kendi iş yerimizle sınırlı kalmayıp, farklı işyerlerindeki arkadaşlarımızı da sendikaya katmak, örgütlemek için gayret göstermemiz gerektiği, konuştuğumuz temel konu oldu.

8 Mart14

Konuştuğumuz bir diğer önemli konu ise 10 Nisan Pazar günü yapacağımız genel kuruldu. Duyduk duymadık demeyin ey BağımsızSen üyeleri: 10 Nisan sabahı tüm üyelerimizin yüksek bir katılımla sendikamıza gelmesi ve genel kurula katılması gerekiyor!

İkinci oturum giderek büyüyen sendikamızın üyelerinin birbirlerini tanımaları, kaynaşmaları, görüş alışverişi yapmaları ve birbirlerinin gayretlerinden, ortak çabasından motive olmaları için güzel bir ortam sağlamış oldu.

Güzel bir gündü. İnşallah çok daha güzel, daha nice etkinlikleri birlikte örgütleyeceğiz.

Yolumuz açık olsun dostlar!

8 Mart18 Mart28 Mart58 Mart98 Mart118 Mart10

Facebooktwitter

1 Yorum

  1. Kenan Budak dedi ki:

    Sömürünün en azgın şekilde hüküm sürdüğü tekstil işkolunda çalışanların hak ve hukukunu savunmak için gösterdiğiniz çabalar için teşekkür ediyorum. Fakat sormak istediğim bir şey var, bir yandan işçi sınıfı için böyle organizasyonlar yaparken bir yandan da Friedrich-Ebert-Stiftung vakfı gibi bir vakıf tarafından maddi yardım alarak bu çalışmaları yürütmek biraz kafa karıştırıcı geldi. Bu konuda bir açıklama yapmanız mümkün müdür?

Yorum yapın